Hejira and Muhajir's Settlement as First Example of Migration Management in Islamic Tradition


BAL F.

2nd International Annual Meeting of Sosyoekonomi Society, Amsterdam, Hollanda, 28 Ekim 2016, ss.104-106

  • Basıldığı Şehir: Amsterdam
  • Basıldığı Ülke: Hollanda
  • Sayfa Sayısı: ss.104-106

Özet

Mekke’den Medine’ye yapılan hicret, İslam tarihinde görülen ilk büyük göç örneğidir. İlk kitlesel göç olması nedeniyle sonraki dönemlerde gerçekleşen göç hareketlerinde ortaya çıkan problemlerin çözümünde başvurulan örnek bir olay olmuştur. İslam tarihçileri hicreti daha çok dini özellikleriyle ele almışlardır. Meseleye, İslam Tarihi’nde yeni bir safhanın başlangıcı olarak ve dini özellikleri yönünden bakılmıştır. Bununla birlikte hicret kitlesel bir göç hareketi olması nedeniyle sonraki süreçlerde de etkili olacak önemli sosyal ve ekonomik sonuçlar doğurmuştur. Bu makale, muhacirin Medine’de iskânı, hicretin ekonomik ve sosyal sonuçlarının değerlendirilmesi ve toplumsal bütünleşmenin sağlanması için yapılan çalışmaların bir göç yönetimi örneği olarak ele alınmasını amaçlamaktadır. Çalışmada, zengin verilere sahip olan birincil kaynaklardan yaralanmak suretiyle hicret ile ilgili bilgiler bir araya getirilerek sistematik bir şekilde analiz edildi. Muhacirlerin hicretin ardından iskânlarıyla ilgili yapılan çalışmalar ile ilk iskân olundukları yerler ve iskân biçimleri birincil kaynaklardan araştırıldı. Hicret ederek gelen muhacirin sosyal ve ekonomik uyumlarının sağlanması ve toplumsal bütünleşmenin gerçekleşebilmesi için ne tür tedbirler alındığı ortaya konuldu. Muhacirlerin çalışma hayatına adapte olmaları için takip edilen yöntemler belgelendi. Başlangıçta alınan önlemlerin ardından muhacirlerin, sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarına kalıcı çözüm getirilmesi niyetiyle yürütülen faaliyetler ele alındı.   Çalışmada, bilhassa İslam toplumlarında bir göç yönetim geleneği oluşmasında hicretin etkisi vurgulanmaktadır.

Hicret, Hz. Peygamber ve ona inananların M. 622 yılında Mekke’den Medine’ye yaptıkları büyük göçtür. Hz. Peygamber ve beraberinde kendisine inananlara hicret izni verilmesiyle birlikte Müslümanlar, gruplar halinde Medine’ye göç ettiler. Medine’ye hicret olayı iki safhada gerçekleşti. Hz. Peygamberle beraber ilk aşamada hicret edenlere el-muhacirunu’l-evvelun denilmektedir. Bu ilk göç hareketinden sonra 8. Hicri yılda Mekke’nin fethine kadar devam eden ikinci bir hicret daha gerçekleşmiştir. İkinci hicret, Arap Yarımadası’nın farklı bölgelerinden İslam’ı kabul eden kimselerin Medine’ye göç etme zorunluluklarıydı. Bunlara el-muhacirunu’l-aharun denilmekteydi.

Mekkeli muhacirleri kabul eden Medine, Mekke ile karşılaştırıldığında kozmopolit sayılabilecek bir yapıya sahipti. Medine’de yerleşik iki Arap kabilesi Evs ve Hazrec, aynı soydan gelmekle birlikte bir birleriyle sürekli savaş halindeydi. Arapların dışında aynı zamanda Medine’de üç Yahudi kabilesi yaşamaktaydı. Bunlar Kaynuka Oğulları, Nadir Oğulları ve Kurayza Oğulları kabileleridir. Hıristiyanlara gelince Medine’de yok denecek kadar az sayıda bulunmaktaydılar. Medine’nin hicret öncesi nüfusu ile ilgili elimizde sağlıklı bir bilgi bulunmamaktadır. Hz. Peygamber’in, Medine’ye hicret sonrasında bir nüfus sayımı yaptırdığı hususunda elimizde rivayetler bulunmaktadır. Fakat sayımın sonucu ile ilgili bilgiler bizi net sonuçlara ulaştıracak düzeyde değildir. Medine nüfusuyla ilgili yapılan çalışmalarda hicretin ilk yıllarında 10.000 civarında gayrimüslime karşılık hicret edenler dahil 1000-1500 arası bir Müslüman nüfus olduğu zikredilmektedir. Gayrimüslim nüfus içerisinde 4000 dolayında Yahudi, 50 kadar Hıristiyan bulunmaktadır. Geri kalan kısmını ise çeşitli Arap kabilelerinden putperestler oluşturmaktadır. Müslüman nüfus içerisinde ilk muhacirlerin sayısının ne kadar olduğu yine bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu ilk muhacirlerin sayısının 250-300 arası olduğu tahmin edilmektedir.

Göç, mekânsal bir değişimin ötesinde sosyal ve ekonomik olarak yeni bir sisteme, bir kültürden yeni bir kültüre geçmeyi ifade eder. Göçmenlerin sosyal ve ekonomik statüleri, kültürel ortamları ve kişisel bağları göçle birlikte değişir, yeni bir topluma uyum sağlama sorunuyla karşılaşırlar. Göçün ortaya çıkardığı problemlerin içerisinde göçmenlerle yerliler arasında uyum sorunları önemli yer tutmaktadır. Bu durumun göç alan toplumların göçmenlere bakışıyla yakından ilgisi bulunmaktadır. Burada entegrasyon ve kaynaştırma için uygulanacak politikaların etkinliği sorunların çözümünde belirleyici olacaktır. Hicretle birlikte ortaya çıkan ve çözüm bekleyen sorunları üç madde halinde inceleyebiliriz. Bu problemlerin ilki muhacirin iskân sorunu, ikincisi ise bunların iktisadi yapının içerisine katılmaları ve üretken hale getirilmeleriydi. Son olarak ise muhacirin yeni yerleştikleri yerlerine bütünleşme sorunlarının çözülmesi, göçmenlerle yerliler arasındaki uyumun sağlanması geliyordu. Hicretle birlikte ortaya çıkan problemlerin çözümü için hicretten 5 ay sonra muhacirler ile Medineliler arasında bir anlaşma yapıldı. Bu antlaşmaya muâhât (ahdi kardeşlik) denilmektedir. Muâhât muhacirin iskân ve istihdam sorunlarıyla birlikte toplumsal bütünleşme sorunlarına çözüm bulmaya yönelik bir antlaşmaydı.

Medine’ye hicret eden Müslümanların bir kısmının Medinelilerle akrabalık, bir kısmının ise geçmişe dayanan dostluk bağları vardı. Bu aileler Medine’deki dostları ve akrabaları tarafından misafir edildi. Bazı Medineli Müslümanlar evlerinin kapılarını ailesi bulunmayan muhacirlere açtı. Ensarın içerisinden muhacire, ev sahibi olmaları için arazi bağışlayanlar oldu. Fakat bu, geniş çapta ve umumu içine alacak şekilde bir iskân değildi. Ahdi kardeşlik, Medine’de durumu yerinde olanlara Mekkeli bir muhacir aileyi yanlarına almalarını zorunlu kıldı. Kardeşlik sözleşmesinin istihdamla ilgili hükmü ise muhacirlerin Medineli ensarın sahip olduğu mallarda müştereken çalışmalarını ve geliri aralarında paylaşmalarını içeriyordu. Muâhât gereğince kardeş yapılanlar aynı zamanda birbirine mirasçı olacaklardı. Böylece Hz. Peygamber, muhacirin maddi ve manevi olarak destek bulacağı bir ortam oluşturdu.

Ahdi kardeşlik müessesesiyle ilk olarak iskân sorunu çözüldü. Muhacirler ikamet edebilecekleri bir eve kavuştu. Bu antlaşma muhacirin istihdam problemine de çözüm getirmekteydi. Böylece muhacirler iktisadi sistemin içerisine katılarak üretken hale getiriliyordu. İstihdamla ilgili önemli sorun, Mekkelilerin ziraattan anlamamalarıydı. Buna karşılık Medine’ne ekonomisi tarıma dayalıydı. Kardeşlik antlaşmasıyla muhacirin, ensarın yanında çalışarak hurmalıkların bakımını yapmaları, bunun karşılığında da üründen pay almaları sağlandı. Böylece muhacir, ensar gözetiminde ziraat işlerini öğrenirken elde ettiği ürünle kendi erzakını temin etmekle kalmayacak artan ürünü sermaye olarak değerlendirip en iyi bildiği işi, ticareti yapabilecekti.

Ahdi kardeşlik müessesesi toplumsal bütünleşme sorununa da çözüm getirmekteydi. Aslına bakılırsa muhacirler, ilk geldikleri andan itibaren kullanılmayan sahipsiz arazilere yerleştirilebilirlerdi. Böylece hem bu araziler tarıma açılmış olur ve hem de ilk elden muhacirler toprak sahibi yapılabilirdi. Bu kolay bir çözüm gibi görünse de uygulamada iki önemli sıkıntıyı barındırmaktaydı. İlki, muhacirlerin ziraattan anlamamaları nedeniyle, mevcut emeğin yanlış istihdamıydı. İkincisi ise muhacir ve ensarın ayrı ayrı yerlerde yerleştirilmeleri, iki toplumun kendi içlerine kapalı kabile asabiyetlerini devam ettirmeleri anlamına gelirdi. Bu da toplumsal entegrasyona engeldi. Akdi kardeşlik ise, muhaciri, ensarın içerisine dağıtarak birlikte yaşamalarını öngörüyordu. Böylece aynı evi paylaşan, aynı mekânda birlikte üretim yapan, birbirlerine mirasçı olan ensar ve muhacir, dinin de kuvvetli telkinleriyle kısa sürede kabile asabiyetinin ötesinde din bağıyla birbirlerine bağlı bir toplum oluşturdular.  

Hicretin hemen sonrasında temel sorunlara çözüm getirmek üzere yapılan kardeşlik antlaşması ile göç ile birlikte ortaya çıkan problemlere somut çareler üretildi. Kardeşlik akdi istenen amacı sağlandıktan sonra daha kalıcı bir çözüm olarak muhacirlerin mal sahibi yapılması aşamasına geçildi. Bu amaçla Medine ve civarında savaşsız ele geçirilen topraklar, her şeylerini Mekke’de bırakarak göç eden muhacirlere paylaştırıldı. Muhacirler mal sahibi yapıldıktan sonra ensarın mallarını iade ettiler. Aynı zamanda akraba olmayan ensar ve muhacirin birbirlerine mirasçı olma hükmü kaldırıldı ve mirasçılık akrabalıkla sınırlandırıldı.