Mega Projeler ve İstanbul: Megakentin Milyon Dolarlık Projeleri


Çelikbilek A.

4th International Conference on Urban Studies, Ankara, Türkiye, 16 - 18 Ekim 2019

  • Basıldığı Şehir: Ankara
  • Basıldığı Ülke: Türkiye

Özet

1970’li yıllarda, özellikle Avrupa ve Amerika’da, kentlerin merkezi hükümet tarafından yönetilmesi yaklaşımının benimsenmesi, yerel yönetimlerin odağını sosyal refah sorunlarından ekonomik kalkınma odaklı projelere yönlendirmiştir.Sanayisizleşmeyle birlikte kentlerin ekonomilerinde yaşanan değişimle birleştiğinde bu durum, kentsel mekan üzerinde önemli değişimler yaşanmasına yol açmıştır.Kaynakları önemli derecede azalan yerel yönetimler, yerel ekonomik kalkınmada sürdürülebilirlik sağlayabilmek için daha girişimci bir rol üstlenerek diğer çıkar gruplarıyla ortaklıklar kurmaya, spekülatif arazi gelişimlerine ve alan pazarlamasına yönelmeye başlamıştır.Bu noktada küreselleşme süreciyle birlikte kentler arasındaki rekabetin uluslararası düzeye ulaşması, yatırım arayışında olan kent yönetimlerinin kenti yatırımcıların isteklerine göre şekillendirmeye başlamasına yol açmıştır.Ekonominin önem kazanan hizmet, finans ve turizm gibi alanlarına yoğunlaşan projeler, bütüncül planlama yaklaşımlarından uzak,parçacıl,kenti uluslararası alanda görünür kılacak ve kente prestij kazandıracak şekilde tasarlanmaktadır.Buna ek olarak, yeni ekonomik sektörlerde çalışacak nitelikli işgücünün ve üst sınıfın ihtiyaç duyacağı sosyal,kültürel mekanların ve eğlence mekanlarının da üretilebilmesi ihtiyacıyla bu projeler, zaman içerisinde karma fonksiyonlar içeren büyük projeler haline gelmiştir.Böylece,ilk zamanlarda sanayinin terk ettiği alanlarda tasarlanan projeler,zamanla kentin tamamına yayılmaya ve merkezi hükümet tarafından da bir kent ekonomisi ve kentsel pazarlama aracı olarak kullanılmaya başlamıştır.Büyük ölçekli kentsel projeler kentlerde yeni üretilmiş stratejiler olmasa da son birkaç on yıllık dönemde kentlerin yatırım çekmek,imajlarını güçlendirmek ve kent gelişimini yönetmek için bu projeleri tercih etmeleri büyük hız kazanmış ve bu tür projelere yapılan yatırımlar da buna paralel olarak büyük artış göstermiştir.

 

Büyük ölçekli kentsel proje türlerinden biri olan megaprojelerin en önemli ayırt edici özelliği,projeleri maliyet unsurunu göze alarak sınıflandırmasıdır.Megaproje olarak tanımlanan projeler maliyeti milyon dolar(Euro,Sterlin) olan projelerdir.Kentsel projeler dışında madencilik, havacılık, savunma, bilgi ve iletişim teknolojileri gibi pek çok alanda görülen bu projeler,küresel olarak yılda yaklaşıl 6-9 trilyon dolar yatırım gerektirmektedir.Bu maliyet toplam küresel GSYH’nin %8’ine denk gelmektedir.Megaprojelerin doğasında olan maliyet aşımları ve geciken teslimatlar da göz önüne alındığında, bu yüksek yatırım maliyetlerinin nasıl karşılandığı kent gündemlerinde önemli yer tutmaya başlamıştır.Kamu-özel sektör arasında kurulan ortaklıklarda son dönemlerde özel sektörün kendisi için belirli güvenceler aramaya başlaması, ekonomik yükün büyük kısmının kamuya ve dolayısıyla vergi mükelleflerine aktarılmasına yol açmıştır.Bu durum, projelerden elde edilen karı yatırımcı kazanırken,borçların kamuya yüklenmesi nedeniyle pek çok tartışmaya yol açmıştır.Diğer yandan,projelerin kamu fonlarıyla sübvanse edilmesi, kamu kaynaklarının kent ve kentlinin ihtiyaçları yerine bu prestij projelerine yönlendirilmesi açısından da tartışılır hale getirmiştir.

 

 

AMAÇ

 

Bu çalışmanın temel amacı, son dönemde küresel düzlemde kentlere yatırım çekmek ve kentsel mekanı organize etmek için sıkça kullanılan megaprojelerin kent ekonomilerindeki yerini belirlemektir.Çalışma kapsamında kentsel alanda uygulanan megaprojelerin yatırım maliyeti büyüklüklerinin, projeleri hayata geçirmek için kullanılan proje modellerinin ve proje süreçlerinin ortaya konması ve bu maliyetlerin kent ekonomisine olan etkilerinin belirlenmesi amaçlanmaktadır.

 

YÖNTEM

 

Çalışmada öncelikle, megaprojeleri diğer büyük ölçekli proje türlerinden ayıran özellikleri açıklayan bir literatür özeti sunulacak ve megaprojelerin 21.yüzyıl kent pazarlamasındaki rolü ortaya konulacaktır.Daha sonra megaprojelerin kent ekonomileri üzerindeki etkilerinin daha etkili bir şekilde anlaşılması için bu tür projelerin maliyetleri ve maliyet aşımları ile ilgili dünya örnekleri sunulacaktır.Elde edilen tüm bu bilgiler ışığında çalışmanın ikinci bölümünde Türkiye’deki megaproje üretimi incelenecektir.Çalışma kapsamında yapılacak incelemeler, Türkiye’de megaproje üretiminin bir laboratuvarı haline gelen megakent İstanbul’daki 80 proje üzerinden yürütülecektir.Çalışma kapsamında bu 80 projenin proje maliyetleri dolar bazında ele alınacak ve oluşturulacak harita aracılığıyla mekânsal dağılımı incelenecek, aynı zamanda belirli büyük projelerin m2inşaat maliyetleri, ilgili yıllar için belirlenen metrekare normal inşaat maliyeti bedelleriyle karşılaştırılarak bu projeler için yapılan yatırımlar yorumlanacaktır.İncelenen projeler aynı zamanda proje modelleri açısından da ele alınacak ve proje üretimi için tercih edilen metotlar aracılığıyla risk bölüşümlerinin nasıl dağıtıldığı yorumlanacaktır.Son olarak projelerin süreçleri ele alınacak ve proje süreçlerinde yaşanan gecikmelerin ya da toplumsal muhalefetlerin proje maliyetlerine olan etkileri yorumlanacaktır.

 

BULGU ve SONUÇLAR

 

Çalışma kapsamında İstanbul genelinde farklı fonksiyonlar içeren 80 adet proje incelenmiştir.Çalışma sonucunda İstanbul’da megaproje üretiminin özellikle 2005-2014 yılları arasındaki dönemde artış gösterdiği görülmüştür.Yapılan incelemeler sonucunda proje maliyetlerinin, proje türü ve alan büyüklüğüne göre de değişmekle birlikte, 2012 yılında Kanal Riva projesi ile birlikte milyar dolar düzeyine yükseldiği görülmüştür.2019 yılına gelindiğinde, incelenen 80 projenin %30’unun milyar dolar düzeyinde maliyete sahip olduğu görülmüştür.1993 yılından 2019 yılına değin, incelenen 80 proje için toplam yatırım maliyeti 136 milyar 960 milyon düzeyinde iken, proje başına ortalama maliyet ise; 1 milyar 755 milyon olarak hesaplanmıştır.Tek başına bu ortalama değerin bile İstanbul’un 2017 yılı için belirlenen GSYH’sinin yaklaşık 2 katı olduğu göz önüne alındığında, kent içerisinde üretilen megaprojeler için merkezi yönetimin desteğinin ön plana çıktığını söylemek mümkündür.Projeler için en çok yap-işlet-devret modelinin(%48) kullanıldığı ve böylece inşaat maliyetinin özel sektöre yüklendiği görülmektedir.Ancak bununla birlikte, özellikle ulaşım projeleri için yatırımcılara belirli kar oranları için taahhütler verildiği ve bu nedenle maliyetlerin vergi mükelleflerine yüklendiği görülmüştür.İncelenen projelerin %73’ünün çeşitli sebeplerle toplumsal muhalefet ile karşılaştığı; ancak çoğu durumda projelerin etkilenmemesi için proje inşaatlarına devam edildiği tespit edilmiştir.

In the 1970s,especially in Europe and America, adoption of the approach of governing cities by the central government has shifted the focus of local governments from social welfare problems to the projects focused on economic development. When combined with the change in the economies of cities as a result of deindustrialization, this has led to significant changes in urban space. Local governments whose resources have decreased considerably, have taken a more entrepreneurial role in order to achieve sustainability in local economic development and have started to form partnerships with other interest groups, and focusing on speculative land development and field marketing.  At this point, the competition between cities has reached the international level due to globalization and led the designing the city according to the wishes of investors. The projects focusing on sectors such as service, finance and tourism, which are gaining importance in the economy, are designed in a way that makes city visible via prestigious places instead of holistic planning approaches. In addition, these projects have become large scaled urban projects with mixed functions that includes social, cultural and leisure spaces needed by the qualified labor force and upper class that will work in these new economic sectors. Thus, the projects that were originally designed in the areas abandoned by the industry began to spread over the entire city and were used by the central government as an urban economy and urban marketing tool. Although large-scaled urban projects are not newly in cities, in the last few decades they have been more popular to attract investments and managing urban development and investments in these projects have risen in parallel. 

 

One of the most important features of megaprojects which is one of the large-scaled urban project types, is to classify projects considering the project cost. The projects defined as megaprojects are projects with a cost of millions of dollars (or euros, pounds). These project type may include different sectors such as mining, defense, information and communication technologies and requires approximately 6-9 trillion dollars of investment per year globally. This cost responds to 8% of the total global GDP. Considering the cost overruns and delays, how these high investment costs are met has become an important part of the city agenda. In the partnerships established between the public and the private sector, the private sector has started to seek certain guarantees for itself, this has led to the transfer of the majority of the economic risk to the public and to the taxpayers. This has led to polemics due to the burden of debt on the public sector, while the profit from the projects earned by the investors. On the other hand, the subsidization of the projects with public funds has made it debatable in terms of directing public resources to these projects instead of the needs of the city and the citizen. 

 

PURPOSE

The main purpose of this study is to determine the place of megaprojects which are frequently used to attract global investment and manage urban space. Within the scope of this study, it is aimed to reveal the investment cost magnitudes of the megaprojects, the project models used to implement the projects and project processes and to determine the effects of these costs on the urban economy. 

 

METHOD

In the first part of the study, a literature summary that explains the features differentiate megaprojects from other large-scaled project types x and the role of megaprojects in urban marketing will be presented. Then, world examples of the costs and cost overruns of such projects will be presented to explain the impact of megaprojects on urban economies. The second part of the study will examine megaproject management in Turkey. In the study, 80 megaprojects in the Istanbul, where becomes a laboratory for megaproject building in Turkey, will be examined. Project costs of these 80 projects will be discussed and spatial distribution of these projects will be examined through the map that will prepare. In addition, construction cost for per m2will be compared with the normal construction costs values per square meter determined for the relevant years and investments made for these projects will be interpreted. Projects will also be examined in terms of project models and how the risks are distributed will be reviewed through preferred methods for project production. Finally, the processes of the projects will be discussed and the effects of delays or social opposition on project costs will be interpreted. 

 

RESULTS

 

As a result of the investigations, it is observed that the project costs, although it also changed according to the project type and area size, increased to billion dollars in 2012 with the Channel Riva project. By 2019, it is seen that 30% of the 80 projects examined has a billion dollar cost. From 1993 to 2019, total investment cost for the 80 projects examined is 136 billion 960 million and the average cost for per project is 1 billion 755 million. Considering that even this average value alone is approximately twice the GDP of Istanbul for 2017, it is possible to say that the support of the central government comes to the fore for the megaprojects produced in the city. It is seen that build- operate-transfer model is used mostly (48%) for the projects and the construction cost is transferred to the private sector. However, it has been observed that, especially for the transportation projects, investors have been given commitments for certain profit rates and therefore the costs are imposed on taxpayers. 73% of the projects examined faced with social opposition for various reasons; however, in most cases, it has been determined that the construction of the projects is continuing to prevent the projects from being affected.