SANAT EĞİTİMİNDE GERÇEKLERİN VE DOĞRULARIN SENTEZİ THE SYNTHESIS OF THE TRUTHS AND FACTS IN ART EDUCATION


MÜRSELOĞLU R.

KEAB - I.CYPRUS INTERNATIONAL CONGRESS OF EDUCATIONAL RESEACH, Kktc, Kıbrıs (Kktc), 01 Nisan 2013, ss.404-410

  • Basıldığı Şehir: Kktc
  • Basıldığı Ülke: Kıbrıs (Kktc)
  • Sayfa Sayıları: ss.404-410

Özet

ÖZET Hayati yaşayıp öğrenmeden sanatı icra etmek imkânsızdır. Bir yazar, bestekâr, müzisyen, heykeltıraş, ressam his ve içgüdülerine bağımlıdır. Bir sanat ustasının ünlü olması, eserlerine hayatin tüm gerçeklerini yansıtabilmesine, ayrıca bu gerçeklere kendisinin de görmek istediği güzellikleri ve doğruları katabilmesine bağlıdır. Yaşanan olayların mahiyetini olduğu gibi göstermek, insanlar için mühim olan hakikati aydınlaştırmak, tasvir olunan olayı kendi hisleriyle (nefreti ya da sevgisiyle) beslemek, sanatçının asil vazifesi olmalıdır. Sanat hususunda yetenek öncü amillerden sayılır. Fakat bu yetenek sahibi onda olan mücevher, yüksek medeniyet, geniş bir dünya görüsü, derin düşünmek ve duymak kabiliyetiyle bütünleşmiş olduğu zaman kendi yeteneğini kullanabilir hale gelmektedir. Onun içindir ki sanatta dünya görüsü ile bedii yaratıcılık ayrılmazdır. Sanat eğitimi evrensel olarak iki temel görüşe dayanır. Birincisi, sanat yoluyla eğitim; ikincisi sanatın anlatılması ve anlaşılması için uygulanan sanat için eğitim anlayışıdır. Sinemanın çağdaş yasamdaki önemini kanıtlamak artik gereksizdir. Sinemanın yıldırım hızıyla, işitilmedik ve beklenmedik gelişmesi, yeni tekniğin söyleyeceği şeyi bulduğu, evrensel çapta çoğalmasına elverişli temalara rastladığı andan başlayarak meydana geldiği düşünüldüğünde; sanki toplum bilinçdışı şekilde sinemanın bildirisini bekliyordu. Sinema çağımızın halk sanatlarının en üstünü olduğu bir gerçek midir? Ortaçağdan beri, bu açıdan sinemayla karsılaştırılabilecek bir başka sanat bulunamaz. Bir sanatın halk tarafından tutulması artik gitgide bu sanatın coğrafi dağılma yeteneğine ve ulaşabileceği insan sayısına bağlı olmaktadır. Gelenekçi, bölgeci ya da el sanatı niteliğindeki halk sanatının yerini, ulusal coğrafyayı bile asan yığın sanatı, çağdaş ekonomik ve toplumsal ilişkiler ölçüsündeki, ayni zamanda haberleşme araçlarının (televizyonla birlikte bir an içinde evrensel olmaktadır ki) hızlılığı ölçüsündeki sanat almaktadır. Tiyatroda olduğu gibi sinemada da önemli olan repertuar seçimidir. Yönetmen sadece teknik açıdan görüntü ve ses efektlerini düşünmemeli ayni zamanda izleyici açısından senaryonun günümüz şartlarına cevap verebilirliğini araştırmayı öncü vazifelerinden saymalıdır. Sinema ve televizyon bir iletişim aracı olarak varsayarsak toplumun eğitimini geliştirmek ve yarına özgüveni artırmak adına bir araç olarak kullanabileceğimiz güzel sanat alanımızın en önemli silahı olarak değerlendirmemiz gerekmiyor mu? Ne yazık ki, günümüzde bu dalda eğitim alınmadan da birçok dizi ve filmler yapılmaktadır. Teknik ve görsellikten ziyade senaryo, hayat kesitlerinden ibaret olan, gerçeklere mi dayanmalıdır? Oysa sanat okulu gerçekleri değil, gerçeklerin derinliklerinde saklanan doğruları bulma eğitimini vermelidir. Nasıl ve hangi yöntemle? Bu hassas hususların eğitim ve tecrübelerle sanata kazanımlarını sağlamak çok daha elzemdir. Cennetin Rengi (Rang-e Khoda) Iran filmi. Kör olarak doğan ve çevresindeki dünyayı dokunarak ve işiterek anlamaya çalışan Muhammed'in öyküsüdür. Muhammed'in annesi ölmüştür ve babası yeni bir evlilik planlamaktadır. Özürlü bir çocuğun evlilik planlarını bozacağından endişelenen baba sürekli olarak ondan kurtulmak için çareler arar. Bu filmle ilgili yönetmen açıklamasında söyle diyor: "Ödüller tabii ki önemli ama daha önemlisi filmlerin kalıcı olmasıdır. İnsanda değişim dönüşüm oluşturmasıdır. Bir gün bir mail aldım. Çocuğu engelli bir baba göndermiş. Diyor ki " Benim sakat bir çocuğum var. Artik bana yük oluyordu. Onu bir yerlere bırakıp ondan kurtulmak istiyordum. Ta ki sizin filmi izleyene kadar. "Cennetin Rengi" filmi bana yeni bir yaşamın kapılarını açtı. Bu filmi gördükten sonra çocuğuma asık oldum. İnsan ve varlık alemine bakışım değişti. Çocuğumu çok seviyorum." Bu anlamda sunacağımız makalede Güzel Sanatlarımızın lokomotifi sayılan sinema ve televizyon dalında "gerçekler ve doğrular" hakkında örnekler sunacak; mecazi benzerlikleri olan "gerçekler ve doğruların" toplum yaşamında nasıl algılandığını irdeleyeceğiz. Bildiride bu konu üzerindeki araştırmalarımızı sunacağız.
Anahtar Sözcükler: Sanat, eğitim, doğrular, gerçekler

ABSTRACT It is impossible to perform the art without learning and living the life. A writer, composer, musician, sculptor or a painter depends on his feelings and instincts. It is necessary for an artist to be popular that he should reflect all the truths of the life to his works, and also he should add his personal truths and goddesses to these truths. The main responsibilities of the artist should be to show the nature of the events directly, to enlighten the truth essential for people, and to contribute his feelings (hate or love) to the event illustrated. Talent is the primary factor of art. However, the talented person can use this talent on condition that he could compound this talent with his high view of world, the ability of deep thinking and feeling. Therefore, in art, the esthetic creativity is inseparable from the world view. Art education depends on two main views globally. First of them is the education by art, the second one is the education includes explanations and understanding of art. To prove the importance of the cinema in contemporary life is unnecessary. Cinema has developed suddenly and unexpectedly, the new technique has found the message, and it has started when it encountered the themes opportune for developing globally. In this way, as if the community was waiting for the report of the cinema unconsciously. Is it true that cinema is the top of the folk arts of our time? Since middle ages, it is impossible to find any other art comparable with cinema in this respect. Anyway, popularity of an art is more and more depends on ability of geographical dispersion of this art and the number of the people which it reaches. Art of crowds, art in contemporary and economic standard of commerce, and also in the standard of the speed of communication instruments (suddenly became global with television) replaced the folk art which is traditional and sectionalist in the handicraft character. As in theatre, in cinema the important thing is to choose repertoire. The film director should not only think the visual and sound effects but also should search script’s responsiveness of present-day conditions in terms of the audiences. If we consider cinema and television as communication instruments, couldn’t we think them as instruments we can use to improve the education and self-confidence of the community? Unfortunately, today there are lots of films and series made without education. Should script depend on facts which consist of sections of life, rather than technique and visuality? However, the school of art should give not the facts but the education of finding the truths in the depth of the facts. How and in which way? It is more essential to bring these delicate issues in the art by education and experiences. “The color of paradise” (Rang-e Khoda), an Iranian film is the story of Muhammad who was born blind and tries to see the world by touching and hearing. Muhammad's mother died and his father is planning a new marriage. The father is worried about that the handicapped child would contravene his wedding plans, so he tries to get rid of this child. The director says in his report: “The prices are certainly important, but the more important one is the permanence of films. Films should create conversion and change in a person. Someday, I got an e-mail. A father whose child is handicapped has sent it. He says: “I have a handicapped child. He became a burden to me. I wanted to leave him. Until I saw your film. The film “the color of paradise” opened the door of a new life to me. After that film I loved my child. My view of the world of existence and humans has changed. I love my child.” In the article, we will offer some examples about “the facts and truths” in the area of cinema and television considered the locomotive of fine arts. We will inquire how facts and truths, have metaphorical similarities are perceived in social life. In the report, we will offer our research on this topic. Key Words: Art, education, facts, truths