Sürgün ve Göç: Dut Ağacı’na Yansıyan Ahıska Türklerinin Sürgün Hayatı


Creative Commons License

Koçak A.

SÜRGÜNÜN 75. YILINDA AHISKALI TÜRKLER, İstanbul, Türkiye, 16 - 17 Kasım 2019, ss.436-457

  • Basıldığı Şehir: İstanbul
  • Basıldığı Ülke: Türkiye
  • Sayfa Sayısı: ss.436-457

Özet

Dünya tarihinde birçok insan “gönülsüz yolculuk” olarak adlandırılan

“sürgün”e maruz kalmıştır. Bunlar arasında Gürcistan’ın Ahıska

Bölgesi’nden 1944 yılında Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan’a sürgün

edilen Ahıskalı Türkler de yer almaktadır. Dünyanın dört bir yanına dağılan

Türkler, göç yıllarının izlerini hâlâ canlı yaşamaktadırlar. Göçün getirdiği

acıların doğal sonucu olarak ağıtların, şiirlerin ve hüzünlü hikâyelerin

yaşananlara adeta tanıklık etmesi kaçınılmazdır. Günümüzde Ahıska

Türklerinin yaşadıklarına şahitlik eden edebi türlerden birisi de romanlardır.

Bu türde henüz az sayıda eser verilmiş olsa da göçün acılarını canlı bir

şekilde okuyucuya sunma imkânına sahip olan romanların önemli bir açığı

kapattığı yadsınamaz.

Tayfun Atmaca tarafından kaleme alınan Dut Ağacı romanı Ahıska

Türklerinin yaşadığı acıları dile getirmeye çalışan eserlerden birisidir.

Romanda, sürgün yıllarında 7 yaşında olan Şahbender’in Gürcistan’da

başlayan hikâyesi; Özbekistan, Azerbaycan ve Kırgızistan’da devam eder.

Mayevka köyüne ilk geldiği gün tanıştığı ve sonrasında bir ömrü beraber

geçirdiği dut ağacıyla adeta bütünleşen kahramanın hikâyesini sembolik

arka planda işleyen yazar, romanın ön planında ise Ahıska Türklerinin

yaşadığı sürgün hayatına yer verir. Trenle gerçekleşen bu sürgün sırasında

başlarından geçen hüzünlü olayları anlatan bu roman, bu alanda kaleme

alınan diğer eserler gibi tarihi gerçeklerden yola çıkarak yazılmıştır.

Bu makalede, sürgünün 75. yılında Ahıskalı Türklerinin hüzünlü hikâyesini

konu alan Dut Ağacı romanından yola çıkılarak, yaşanan acılara edebi bir

pencereden yaklaşmaya çalışılacaktır. Çalışmada yazarın da dikkat çektiği

gibi, dünya üzerinde Çin’den Yunanistan’a; Tevrat’tan İncil’e pek çok

metinde kutsal kabul edilen dut ağacının sembolik anlamına da

değinilecektir.

In the world history many people are forced to “exile” which is called

“involuntary journey”. Among them are the Meskhetian Turks, who were

deported to Uzbekistan, Kazakhstan and Kyrgyzstan in 1944 from the

Meskhetian Region. The Turks, who were scattered to many parts of the

world, still bear the traces of migration years. As a natural consequence of

the pain and sorrow caused by migration, it is inevitable that laments, poems

and sad stories witness what they experienced. Today, one of the literary

genres that witness what the Meskhetian Turks had been through is novels.

Although there are not many works on this genre, it cannot be denied that

novels that vividly present the pain and sorrow caused by migration narrow

an important gap.

The novel Dut Ağacı (Mulberry Tree), penned by Tayfun Atmaca is one of

the works that reflect the pain and sorrow the Meskhetian Turks had. In the

novel, the story of Şahbender, who is seven years old during the years of

exile, continues in Uzbekistan, Azerbaijan and Kyrgyzstan. The author who

symbolically processes in the background the story of the protagonist that

communes with the mulberry tree he sees when he first goes to Mayevka

village and spends his whole life with. In the foreground of the novel, the

author writes about the Meskhetian Turks’ life in exile. The novel that tells

about the sad events they have on a train on the way to their exile has been

written based on historical facts like the other works.

In this paper, we try to approach the sad experiences from a literary point of

view based on the novel Dut Ağacı, which depicts the sad story of the

Meskhetian Turks in the 75th anniversary of the exile. In the study, the

symbolic meaning of the mulberry tree that is considered to be sacred in

several countries from China to Greece and in several texts from the Old

Testament to the Bible will also be mentioned.