Orta Doğu'da Çatışma ve İdeolojiler


Afacan S.

Tecrübe ve Tahayyül Arasında 1979 İran Anayasası, Necmettin Doğan, Editör, Vadi Yayınları, İstanbul, ss.281-318, 2017

  • Basım Tarihi: 2017
  • Yayın Evi: Vadi Yayınları
  • Basıldığı Şehir: İstanbul
  • Sayfa Sayısı: ss.281-318
  • Editörler: Necmettin Doğan, Editör

Özet

19. yüzyılın sonlarından itibaren İran’da anayasa fikri siyasi, ekonomik ve toplumsal tartışmaların merkezine yerleşmiştir. İnsanların haklarını, görev ve yetkilerini ortaya net olarak ortaya koyan ve keyfiliğe yer bırakmayan bir metin olarak anayasanın İran’ın sorunlarına çare olacağı düşüncesi söz konusu dönemde yaygınlaşmıştır. 1906 yılında yürürlüğe giren ve 1980 yılından değiştirilene kadar varlığını sürdüren İran’ın ilk anayasası Pehlevi dönemi boyunca keyfi uygulamaların kurbanı olmuş ve fiiliyatta bağlayıcılıktan uzak kalmıştır. Bu nedenler, 1979 Devrimini her şeyden önce yeni bir anayasa arayışı olarak görmek yerinde olacaktır. Ne var ki 1906 Anayasal Devrimden farklı olarak bu anayasayı işletecek kurumların tesis edilmesi deneyimlerden doğan bir zaruret olarak kabul edildiği için yeni anayasanın ancak yeni bir bağlamda anlamlı olacağı düşüncesi baskın hale gelmiş ve bu devrimin arkasındaki önemli saiklerden birisini teşkil etmiştir. Kitaptaki ilgili bölümde 1979 anayasası etrafında oluşan deneyim ve tahayyüllere temas etmeyi amaçlıyorum.
1906 anayasasından farklı olarak devrimi takiben halk oylamasıyla yürürlüğe giren 1979 anayasası devlet örgütlenmesine ve toplumsal konulara kadar her şeyi teolojik bir düzeye çekmiştir. Gerek Oniki İmam Şiası fıkhının anayasanın bütüncül arka planını oluşturması gerekse de Velayet-i Fakih ya da Rehberlik diye bilinen müessesenin bunun şahsileşmiş ve kurumsallaşmış bir garantörü olarak vazedilmiş olması 1979 anayasasını 1906 yılındakiyle aynı kavramlarla tartışmayı imkansızlaştırmaktadır. Ne var ki, özellikle 1997 yılında Muhammed Hatemi’nin cumhurbaşkanı seçilmesi bireysel özellikleri genişletmek başta gelmek üzere devletin toplumsal taleplere karşılık vermesi yönündeki talepleri artırmıştır. Bu talepler zaman zaman kısmı de olsa karşılık bulmasına rağmen muhafazakar kurum ve gruplar anayasadan aldıkları güce istinaden açılımın sınırlarını çizebilmektedirler. Anayasa fikrinin nasıl değişim gösterdiği ve toplumsal taleplerle anayasa arasındaki mesafenin açılmasının ya da kapanmasının ne anlam ifade ettiği bu yazının ele alacağı konular arasında olacaktır.