İranilikten Osmaniliğe: II. Abdülhamid Devrinde bir Vatandaşlık Değiştirme Şergüzeşti


Afacan S.

Sultan İkinci Abdülhamid Han Dönemi, Fahrettin Gün,Halil İbrahim Erbay, Editör, TBMM Vakfı, Ankara, ss.665-671, 2017

  • Basım Tarihi: 2017
  • Yayınevi: TBMM Vakfı
  • Basıldığı Şehir: Ankara
  • Sayfa Sayıları: ss.665-671
  • Editörler: Fahrettin Gün,Halil İbrahim Erbay, Editör

Özet

1887 Eylülünde adının Meşhedi Ali olduğunu istintak raporundan öğrendiğimiz 35 yaşında bir İranlı Yıldız Sarayı Mabeyn-i Hümayun Kapısı önünde tam da Sultan İkinci Abdülhamid ile göz göze geldikleri esnada kendisini ateşe verir. Her tarafı tutuşan ve etraftaki görevlilerce derhal üzerine su dökülerek söndürülen Ali hastahanelik olur. Sorgu memuru Tahsin Efendi ve savcı muavini tarafından sorgulanan Ali’nin intihar teşebbüsü izlenimini veren bu girişiminin ardında aslında karmaşık olaylar silsilesi yatmaktadır. Bir kısmı Ali’nin doğrudan şahsıyla ilgili olan bu olayların diğer ve daha önemli olan kısmı dikkatimizi Osmanlı topraklarında ikamet eden İranlıların durumuna çekmektedir. Meşhedi Ali ifadesinde olayın meydana geldiği tarihten yirmi iki sene önce Osmanlı topraklarına ayak bastığını ve önce Galata’da Karaköy Hamamı karşısında tuhafiye dükkanı işlettiğini olaydan bir sene önce ise yine Galat’da bulunan Amerika Tiyatrosu karşısında bir başka dükkana intikal ederek ticaretle melgul olduğunu aktarır. Neden sonra Ali’nin Osmanlı tabiiyetine geçmeye karar vermesi Dersaadet’teki İran sefaretini rahatsız eder. Bu meyanda türlü tazyik ve saldırılara maruz kalan Ali Osmanlı makamlarından yardım istese de netice alamaz ve nihayet durumu en üst makama bizzat Sultan’a arz etmek ister. Ali’nin dilekçesini arz etmek için seçtiği yol ise her anlamda istisnaidir. Yazdırdığı arzuhali eline alan Ali, Yıldız Sarayı caddesindeki bir bakkaldan aldığı yaklaşık iki kilo gazı bir bidona doldurur ve Sultan’ı gördüğü anda kendisini ateşe verir. Ali’nin serüveninden kaldırıldığı hastahanede gerçekleştirilen mezkur sorgu ile haberdar oluyoruz.

Girişimin son derece tehlikeli ve istisnai uygulanışını bir tarafa bırakırsak Ali’nin sergüzeşti dikkatimizi bir taraftan Müslüman oldukları için Avrupalılara uygulanan mevzuata tabi olmayan diğer taraftan ise Şii kimliklerinden dolayı kuşku ile karşılanan Osmanlı topraklarındaki İranlılara çekiyor. Bu çalışmada tam da bu noktaya değinmekte ve Osmanlı belgelerinin diliyle İranilerin ya da Acemlerin Hamidiye dönemindeki durumunu ele almaktadır.