Yüz Ellinci Yılında Hayâlât-ı Dil’i Yeniden Okumak


CAN M. , Sağlam Can E.

V. Yıldız Sosyal Bilimler Kongresi, İstanbul, Türkiye, 13 Aralık 2018

  • Basıldığı Şehir: İstanbul
  • Basıldığı Ülke: Türkiye

Özet

Daha çok felsefi ve dinî eserleriyle tanınan Hasan Tevfik tarafından 1868 yılında yayımlanan Hayâlât-ı Dil, Türk edebiyatında romana geçiş sürecinin en önemli dönüm noktalarından biridir. XIX. yüzyılda ilan edilen Tanzimat Fermanı, Osmanlı toplumu için birçok alanda olduğu gibi edebiyat alanında da değişimlerin önünü açmıştır. Şüphesiz, roman türünün Türk edebiyatına girmesi edebiyat alanındaki bu değişimlerin en önemlilerinden biri olmuştur. Batılı anlamda romanın başlangıcı olarak birçok kaynak Şemsettin Sami’nin Taaşşuk-ı Tal’at ve Fitnat (1872) adlı eserine işaret etmesine karşın Türk romanının oluşum süreci çok daha öncesinde başlamıştır. Muhayyelât-ı Aziz Efendi (1796), Akabi Hikâyesi (1851), Hayâlât-ı Dil (1868), Müsâmeretnâme (1872) ve Temaşa-i Dünya ve Cefakâr ü Cefakeş (1872) çoğu yönden geleneğe bağlı kalmakla birlikte bazı yenilikleri denemiş ve bu yolla Türk romanının doğuşuna öncülük eden eserler olmuşlardır. Bildirinin konusu olan Hayâlât-ı Dil’de, başkahraman Murg-ı Dil’in âşık olduğu Cânân’a kavuşmak amacıyla çıktığı seyahatte başına gelen olaylar anlatılmaktadır. Kitapta, aşk üzerine genel bir girişten sonra aşkın iki tarafı olan Murg-ı Dil ve Cânân’ın karşılıklı konuşmaları yer almaktadır. Bu konuşmalarda, Murg-ı Dil çektiği ızdıraplardan şikâyet eder. Cânân, âşığın şikâyetlerine ve yaptığı saygısızlıklara kızıp bilinmeyen bir diyara gidince, âşık da onu aramak için yollara düşer. Yolda vahşiler tarafından tutsak edilmek, savaşta komutanlık yapmak gibi çeşitli zorluklarla karşılaşan Murg-ı Dil’e, Halk ve Divan edebiyatı hikâyelerinde olduğu gibi Pîr ve Nâyâb adlı bilge ve cesur kişiler tarafından yardım edilir. O da bu yardımlar sayesinde düştüğü zor durumlardan kurtularak Cânân’a kavuşur. Eserin sonunda, olayları Hasan Tevfik’e anlatan Murg-ı Dil’in, hikâyenin devamını da başka bir zaman anlatmak üzere söz verdiği görülür. Ancak kaynaklarda eserin devamına ilişkin herhangi bir kayıt yer almamaktadır. Hayâlât-ı Dil’de bir âşığın sevgilisine kavuşma macerası çerçevesinde okuyucuya çeşitli öğütler verme, devrin siyasi ve askerî politikalarını, sosyal bozukluklarını eleştirme amacı güdülmektedir. Halk edebiyatı ve Divan edebiyatı geleneklerinden yararlanmakla birlikte birtakım özellikleriyle roman türüne de yaklaşan eseri, bir geçiş dönemi ürünü olarak adlandırmak gerekmektedir. Bu bildiride, edebiyat tarihindeki önemine rağmen hakkında henüz müstakil bir çalışma yapılmamış olan Hayâlât-ı Dil’in Türk edebiyatındaki yeri üzerinde durulacak ve eser, şekil ve içeriği bakımından değerlendirilecektir.